21 Eylül 2021 itibariyle Covid-19 ile mücadelede aşılanan sayısı kişiye ulaştı.

a İmsak Vakti 02:00
Samsun 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Derya Yildirim

Derya Yildirim

07 Mayıs 2021 Cuma

Bebeklikte İlk İlişki : Güvenli Ve Güvensiz Bağlanma

bebeklikte i̇lk i̇lişki : güvenli ve güvensiz bağlanma
5

BEĞENDİM

ABONE OL

Bağlanma Nedir?
Bağlanma bireyin yakın ilişkiler kurma yönündeki eğilimi olarak özetlenebilir. Fakat esas olarak
bebek ve bir yetişkin (çoğu zaman anne) arasında kurulan derin ve uzun süreli bağı açıklamak için
kullanılır. Bakım veren kişi, bebeğe dokunarak, göz teması kurarak ve ifade ettiği ihtiyaçlarını
karşılayarak, “güvenli bir liman” konumunu alır. Böylelikle, bebek etrafı anlamlandırırken, her zaman
dönüp sığınabileceği güvenli bir evi olduğunu bilir.
Anne ve bebeğin, dokunarak ve göz göze bakışarak iletişim kurduğu bu dönem, çocuk için en değerli
beyin gelişiminin gerçekleştiği dönemdir. Bu dönemde yeni nörolojik ağlar kurulur ve bu ağlar, “ileriye
yönelik plan yapmak, empati kurma, problem çözme, dürtülerin kontrolü, duyguları tanıma” gibi
işlevleri içeren beyin bölgesinin gelişimi için hayati önem taşır. Anne, bebeğin ifade ettiği duyguları
söze döker ve bebek duygularını tanır, ifade edilişini öğrenir, zihninde duygu ve davranışı eşleştirir. Bu
kritik dönemde kurulması gereken beyin ağları sayesinde, bebek gelecek ilişkilerini anlamlandırır ve
karşısındakinin düşünceleri ve ihtiyaçları hakkında akıl yürütebilir.
Ainsworth’un Bağlanma Sınıflandırması
Güvenli Bağlanma
• Bebek annesinin yanında rahattır ve oyun odasında rahatça oynar.
• Anne odayı terk ettiğinde, bebek gözlemci ile yalnız kaldığında, aşırı olmayan yerinde bir
tepki verir.
• Anne oyun odasına döndüğünde, bebek sakinleşmek için annesine yönelir.
Güvensiz – Dirençli Bağlanma
• Anne oyun odasını terk ettiğinde, bebek aşırı derecede rahatsız olur ve gözlemci bebeği
yatıştıramaz.
• Bebek, annesi oyun odasına döndüğünde bile sakinleşmez. Önce annesini arayıp bulur, ona
doğru yönelir ancak daha sonra annesinin onu sakinleştirme çabalarını da reddeder.
Güvensiz – Kaçınmacı Bağlanma
• Anne oyun odasını terk ettiğinde, bebek pek etkilenmemiş görünür.
• Anne oyun odasına geri döndüğünde, bebek ya annesini görmezden gelir ya da bilerek
annesinden kaçar. Bebeğin hem annesinden ayrıldığında hem de tekrar annesiyle birlikte
olduğunda, psikolojik olarak yüksek düzeyde uyarıldığı gözlenir. Bu da bebeğin annesinden
ayrılmaya içsel bir psikolojik tepki verdiğinin göstergesidir.
Dağınık Bağlanma
• Bebek annesinin yanındayken korkuludur, şaşkındır ve çatışma içindedir. Bu durum da, annesi
ile bebeğin tatmin edilemeyen ve sorunlu bir ilişkileri olduğunun göstergesidir.
• Dağınık bağlanma, yüksek risk taşıyan bebeklerde çok daha yaygındır. Madde bağımlılığı
olan ve çocuklarını istismar eden annelerin bebeklerinde de, bu bağlanma şekli görülür.
Bağlanma Bozukluklarının Sınıflandırılması
Bağlanamama Bozukluğu
• Bu çocukların, belirgin bir bağlanma ilişkisi geliştirme şansları olmamıştır. Bu nedenle de
sıkıntıya ya da korkuya kapıldıklarında bile herhangi bir figüre bağlanma davranışı
gösteremezler.
• Çoğunlukla kopuk ve ayrık görünürler ve yabancılara pek ilgi göstermezler
• Bu çocuklar, temel bağlanma figüründen ayrıldıklarında, çocukların tipik olarak sergiledikleri
sıkıntıyı ve ayrılık kaygısı belirtilerini sergilemezler.
• Bu sorun, birden fazla kişi tarafından bakım alan, yetiştirme kurumlarında kalan ya da ihmal
edilmiş çocuklarda sıklıkla görülür.
• Bağlanma ilişkileri geliştirme becerileri olmadığı için değil, bu tür ilişkiler geliştirme olanakları
olmadığı için bu sorun ortaya çıkmıştır.
Gelişigüzel Bağlanma Bozukluğu
• Bu çocuklar gelişigüzel bir bağlanma örüntüsü gösterirler. Sıkıntıda olduklarında ya da
teselliye ihtiyaçları olduğunda etraflarında bulunan herhangi bir yetişkine yönelebilirler.
• Temel bir bağlanma figürü olsa da, korktuklarında ya da kendilerini tehlikede hissettiklerinde,
doğrudan bu kişiye yönelmezler. Bu özelliklerinden dolayı bu çocuklara “Sosyal olarak Ayrım
Gözetmeyen Çocuklar” da denir.
• Bu sorun, yetiştirme yurtlarında yetişmiş ya da birden fazla aileye bakılması için verilmiş
çocuklarda sıkça görülür.
Ketlenmiş Bağlanma Bozukluğu
• Bu çocuklar, temel bağlanma figürleri tarafından terk edilmek istemezler.
• Utangaç ve çekingendirler. Yabancıların yanında olmaktan korku duyarlar.
• Yaşlarına uygun bir şekilde çevreleri ile ilgilenmezler.
• Yapışkan ve bağımlı olarak tanımlanırlar.
• Bu sorunu yaşayan bir grup çocuğun, temel bakım veren kişinin(anne) yanında aşırı itaatkar
ve kaygılı oldukları gözlenmiştir. Bu durumda yapılan gözlemler, çocukların aşırı sıkı ve
istismar edici bir ortamda yetiştirildiklerini göstermektedir. Uyum ve itaatleri ise, annelerini
kızdırmamak ve ceza ya da istismardan kaçmaktan kaynaklanır.
Saldırgan Bağlanma Bozukluğu
• Bu çocukların bağlanma ilişkilerine bakıldığında, öfke ve engellenme duygularının hakim
olduğu ve hem kendilerine hem de temel bakım veren kişiye karşı saldırgan duygular
taşıdıkları görülür.
• En küçük bir engellenmede bile temel bakım veren kişiye karşı öfke ve kızgınlık duyabilirler ya
da kendilerine zarar veren davranışlarda bulunabilirler.
• Özellikle ailelerinde fiziksel şiddete maruz kalmış ya da tanık olmuş çocuklarda sıklıkla
görülür.
Rollerin Yer Değiştirdiği Bağlanma Bozukluğu
• Bu çocuklar, aşırı derecede dikkatli ve istekli ya da tam tersine cezalandırıcı ve reddedici
olabilirler.
• Bakım veren ile çocuğun bağlanma ilişkisine bakıldığında ise, bakım verenin üstlenmesi
gereken bazı bakım görevlerini, çocuğun üstlendiği görülür.
Güvenli Bağlanmayı Destekleyecek Öneriler
• Özellikle ilk dönemlerde, bebeklerin hayatında sabit figürler olması önemlidir. Bebekler bakım
verenlerinden uzun dönemli ayrı kalmamalıdır.
• Çocukların hayatlarındaki diğer bakım verenlerin (bakıcıların vb.) sık sık değişmesi güvenli
bağlanma ilişkisini kurulmasını olumsuz etkiler.
• Bebekleri / küçük çocukları ayrılıklara hazırlamak önemlidir. Örneğin, işe giderken bebekle
konuşup, onu ayrılığa hazırlamak için; “Anne şimdi işe gidiyor, anneanne sana çok iyi
bakacak. Ben işte seni düşüneceğim ve akşam yeniden buluşacağız” diyebilirsiniz.
• Kaçarak ya da çocuğa çaktırmadan evden çıkmak, çocuğun güvensizlik duygularını pekiştirir
ve ayrılığa tepkilerini arttırır. Bu sebeple vedalaşmadan evden çıkmak daha olumsuz
sonuçlara yol açar.
• Genellikle ilk bakım verenin anneler olmasına rağmen, bebekler ilk dönemlerden itibaren
babalarına karşı da bağlanma ilişkisi geliştirirler. Bu nedenle, babaların bebekleriyle
geçirdikleri süre, oyun oynama vb. etkileşimler değerlidir.
• Bebek ile oynanan gıdıklama, ce-e oyunları, ayak/el masajları güvenli bağlanmayı güçlendirir.
Özellikle bebek ile fiziksel temas kurma, söz-öncesi dönemde kurulan güvenli bağlanma için
değerlidir.
Çg.Uzm. Derya YILDIRIM

Devamını Oku

ÇALIŞAN ANNELER VE ÇOCUKLARI

çalişan anneler ve çocuklari
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir bebek dünyaya gözlerini açtığında ilk olarak ağlar. Çünkü anne karnında çok rahattır. Yemek, nefes almakla ilgili bir sorunu yoktur; her şey ona hazır olarak sunulmuştur. Ama doğumla birlikte birdenbire nefes almak zorunda kalır. Dışarının soğuk ortamından etkilenir ve birden korkuya kapılır. Bu korkuda sığınacağı en güvenli kucakta annesinin kucağı olur. Onunla birlikteyken kendisini güvende hisseder. Hayatla bağlantısını kurarken, dış dünyayla ilgili korkularını yenmeye çalışırken yanında hep annesi olur.

Anneyi kaybetmek bebek için en büyük korku, en büyük travmadır. Daha ilk günlerde annesi birkaç metre uzağa gitse panik yapar. Büyüklerin annesi yanında olmayan ve ağlayan bir bebeğe annenin bir giysisini koklattıklarında bebeğin susması da annesine olan bu bağlılık yüzündendir. Bebeğin anneye büyük ihtiyaç duyduğu dönem ilk üç yıldır. Bazı anneler çocuklarını kendileri büyütmek isterler ve ilk üç yıl iş hayatından fedakarlıkta bulunurlar. Ama bazı anneler çeşitli sebeplerle çocukları daha üç yaşını tamamlayamadan iş hayatına geri dönmek zorunda kalabilirler. Bu dönemde çocuğun bakımını üstlenecek olan kişinin dikkatle seçilmesi gerekir. Kararlı ve tutarlı ilişki kuracak birisi çocuğa bakmalıdır ki, çocukta temel güven duygusu oluşabilsin ve kişiliği bunun üzerine inşa edebilsin.

Bakıcı Sık Değişmemeli

Çalışan annelerin çocuklarını kültürümüzde genelde anneanneler, babaanneler bakarlar. Eğer onlar yoksa bakıcı devreye girer. Bakıcının sürekli olması, sık sık değişmemesi gerekir. Ama annenin beklentilerini karşılamıyorsa veya bazı sebeplerden ötürü anlaşma sağlanamadıysa bakıcının değişmesi gündeme gelebilir. Birkaç arayla değişmesinde problem yoktur. Annenin de desteğiyle çocuk yeni bakıcısına alışabilir ve uyum sağlayabilir. Bunun yanında bazı mükemmeliyetçi anneler bakıcı konusunda çok hassas davranırlar, kimseyi beğenmedikleri için çok sık bakıcı değiştirirler. Bu durum riskli bir durumdur. Tıpta hospitalizasyon adı verilen bir çocuk hastalığı vardır. Bu hastalık doğduğu yıl bakım evine bırakılan çocuklarda görülür. Bu çocukların kiloları az olur, büyümezler, mutsuzdurlar ve ani ölüm riskleri vardır. Aslında çok iyi yedirilip içiriliyorlardır, ama bakım evinde vardiyalı çalışan bakıcılar sıklıkla değiştiği için çocuklar bu kişilerle sürekli ilişki kuramamaktadır. Bebekler bakımlarını üstlenen kişinin kokusunu, sesini, kendisini kucağına alışını tanırlar ve hep aynı kişinin olmasını beklerler. Bu beklentileri boşa çıkınca da adı geçen hastalığa yakalanırlar. Kendi sıcak yuvalarında yaşayan çocukların da benzer durumlar yaşamaması için bakıcının çok sık değişmemesi gerekir.

Bakıcı olan evlere kamera konması, bakıcının denetlenmesi faydalı olacaktır. Eğer böyle bir imkân yoksa sahte bir kamera konması, böylece bakıcının sürekli izlendiği düşünmesi de işe yarayabilir. Nitekim bakıcı öz çocuğuna bakmadığı için çocuğu ihmal etmeye yakın durabilir. Elbette bakıcının çocuğu sevmesi şart değildir. Ama çocuğun ihtiyaçlarını gidermelidir.

Annenin Suçluluk Hissi

İş hayatına dönen anne çocuğunu evde bıraktığı için suçluluk hisseder. Akşam eve döndüğünde bu suçluluk hissinden dolayı çocuğuna karşı aşırı verici olur. Eve gelirken ona küçük hediyeler alır, aşırı ilgi gösterir. Akşamları annesinden böylesine bir ilgi gören çocuk sabah annesini göremeyince öfke duymaya başlar ve bir süre sonra ‘’rahat tip bağlanma’’ dediğimiz sorun oluşur. Artık akşam anne eve gediğinde çocuk rahatlayacağına daha çok hırçın davranmaya başlar; annesine bir şeyler fırlatır, onu tekmeler, ısırır… annesinin kendisini bırakacağından korkar. İsteği, annesinin sürekli evde olması ve ilgisini kesintisiz göstermesidir.

Çocuğu hediyeden, oyuncaktan çok insan yerine konmak, değer vermek, ciddiye alınmak mutlu eder. Bu yüzden annenin çocuğa hediyeler almak yerine ona neden işe gittiğini, neden kendisini bırakmak zorunda kaldığını büyük insanmış gibi anlatması gerekir. Yani çocuğuyla nitelikli beraberlik kurması gerekir. Böylece çocuk annesinin kendisine önem verdiğini anlar, onu terk etmeyeceğini fark eder ve rahatlar. Bu konuşmanın etkili olabilmesi için annenin çocukla göz teması kurmasına dikkat etmesinin büyük faydası olacaktır. Eğer anne bu konuşmayı bir başka işle meşgulken yaparsa bu konuşmanın çocuğa pek bir faydası dokunmaz.

Çocuk Gelişimi Uzmanı Ve Aile Danışmanı Derya YILDIRIM

Devamını Oku

‘’YEMİCEM İŞTE’’ DİYEN ÇOCUK

‘’yemi̇cem i̇şte’’ di̇yen çocuk
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Özellikle annelerin en çok yakındıkları, dert edindikleri konu çocuklarının yemek yememesidir. Anneler genellikle ellerinde bir tabak, çocuklarının peşinde koştururlar. Türlü oyunlarla, zorla yedirilen bir öğün bazen bir iki saat sürer. Kendisine zorla yemek yedirilmeye çalışılması, iştahsız olduğu zamanlarda çocuğa işkence gibi gelir. Annelerin çocuklarına doğru yemek yeme alışkanlığı kazandırma amacıyla yaptığı bu hareketler çocuğun psikolojik ve fizyolojik yapısına uymadığı gibi çoğunlukla beklenen sonucu da vermez.

Çocuklara doğru yeme alışkanlığı kazandıracak çözümler üretmek için duruma öncelikle çocuğun küçük dünyasından bakmakta büyük fayda var.

Çocuğun annesine duyduğu ilgiyi iki ayrı gruba ayırmak mümkündür. Bunlardan ilki pozitif ilgidir; her iki taraf da birbirini mutlu eder. İkincisi ise konumuzla doğrudan ilgili olan negatif ilgidir. Annesiyle sağlıklı, sıcak iletişim kuramayan çocuk zıtlaşarak onun ilgisini çekmek ister. Örneğin yemek söz konusu olduğunda ağzını kapatır; anneyse onu yemesi için zorlar. Çocuk, annesinin peşinden koşmasını oyun olarak algılar. Annesinin iletişim kurma biçiminin bu olduğunu düşünür, dahası annenin zorlaması hoşuna gider ve aynı şeyi tekrarlamaya başlar. Bu koşuşturmacalar, zorlamalar çocuk için doğal bir durum haline gelir. Bir süre sonra anne sinirine hakim olamayarak çocuğu dövmeye kalkabilir, ancak bu sefer de çocuk ne olduğunu anlayamaz, annesinin kendini sevmediğini düşünür ve direnme duygusu geliştirir. Direnme duygusu da çocuğa inatçılığı öğretir ve çocuk inatçılığı bir iletişim modeli olarak kabullenir.

Aslında çocukların yemek yemeye direnmelerinin sebebi annelerinin disiplin hatası yapıyor oluşudur. Peki annelerin takınması gereken tutum nedir? Öncelikle çocuğun fiziksel sağlığı yerindeyse, herhangi bir iç hastalığı yoksa anne yemek yemeyen çocuğun karşısında kendini suçlu ve sorumlu hissetmemelidir. Yemek zamanında anne çocuğuna ‘’Bunu yemen gerekiyor. Yemezsen daha sonraki öğüne kadar vermeyeceğim’’ demeli çocuk yemezse sözünü tutmalı ve yemeği kaldırmalıdır. Aç kalan çocuk birkaç seferden sonra yemediği taktirde gerçekten aç kalacağını anlayacak ve kendisini disipline edecektir.

Beslenme Kültürü Doğru Şekilde Oturtulmalı

Biz uzmanlar olarak çocuklarda yanlış tutumlar gördüğümüzde evde bu yanlış tutumun bir modeli olup olmadığına bakarız. Yemek seçen çocukların annelerinin ve babalarının da yemek seçtiğini görebiliriz. Bu tür durumlarla karşılaşmamak için evde yeme kültürünü doğru şekilde oturtmak gerekir.

Bir insan yemeği zevk alanı olarak seçerse bunun sınırı olmadığı gerçeğini görmesi de zorlaşır ve bağımlılık tehlikesi oluşur. Yemek yeme bağımlılığının oluşmasında insan beynindeki ödül-ceza mekanizmasının bozulması da rol oynar. Çocukluk döneminde fazla ödüllendirmek veya cezalandırılmak ileride yeme bozukluğunun gelişmesine sebep olabilir.

Damak tadına düşkün ve sağlıksız beslenen anne babanın olduğu bir evde çocuğun sağlıklı beslenmesini, gelişimini destekleyici gıdalar almasını beklemek doğru değildir. Ailenin çocuğa beslenmeyle ilgili öğüt vermesi değil, rol model olması gerekir. Çocuğun süt içmesi bekleniyorsa o sofrada anne babanın da içmesi, sebze yemesi bekleniyorsa anne babanın da yemesi gerekir. Aksi taktirde çocuk ne kadar küçük olursa olsun, ‘’Sen bunları yemiyorsun, ben niye yiyeyim?’’ diye düşünecektir.

Çocuğu Yeni Bir Gıdayla Tanıştırırken

Çocuğu bir gıdaya alıştırırken ona o gıdanın faydalarını da anlatmak yerinde olacaktır. ‘’Bu yemek belki çok hoşuna gitmeyecek, ama büyümene yardımcı olacak, o yüzden bunu yemen gerekiyor’’ gibi ifadelerle yiyecek ve faydaları çocuğa bir yetişkin gibi ciddiye alınarak anlatılmalıdır. Bu yöntem sadece yemek konusunda değil; giyim, kardeşine karşı tutum, oyun gibi çocuğu ilgilendiren birçok konuda da uygulanmalıdır. Ancak bu noktada da çocuktan bir yetişkin davranışı beklenmemelidir. O elbette çocuksu hatalar yapacaktır, anne babalar bu hataları görmezden gelmelidir ki çocuk onlardan aldığı bilgileri deneme yanılma yoluyla öğrensin ve pekiştirsin.

Çocuk pırasa, kereviz gibi yeni bir gıdayla tanıştığında bunu hemen benimsemeyebilir. Bunu benimsetmek, sevdirmek için öncelikle bir süre annenin bir süre bu yiyeceği yemesi gerekecektir. Bir iki ay annesinin bu gıdayı aldığını gören çocuğun psikolojik direnci kırılacak ve o gıdayı benimseyecektir.

Yeme alışkanlığı oluştururken ödül ve ceza mekanizmasını çocukta doğru şekilde kullanmaya büyük özen göstermek gerekir. Neredeyse hiçbir çocuğun hayır diyemeyeceği çikolatayı örnek verelim. Çocuk vakitsizce çikolata isteyebilir, yiyebilmek için annesinin eteğini çekiştirebilir, ağlayıp sızlayabilir, tepinebilir. Anne bu tür bir davranıştan sonra çocuğuna çikolata verebilir. Çocuk daha sonra aynı hareketi yapmaya devam eder, anne de susması için istediği çikolatayı verirse ’’Demek ki ağlayınca çikolata yiyebilirim’’ düşüncesi yerleşir ve çocuk buna göre davranmaya başlar. Halbuki bu tür durumlarda annenin takınması gereken tavır farklıdır. Anne, çocuğuna ‘’Biliyorum, çikolatayı seviyorsun ve yemek istiyorsun. Bence de çikolata çok güze bir şey. Ama şimdi işim var, veremem. 15 dakika bekle, işim bittiğinde vereceğim’’ derse çocuk beklemeyi öğrenmiş olur. Beklemek, ertelemek de zevk duygusunu uzatır. En lezzetli yiyecekleri öğünün en sonuna bırakmamızın altında da bu yatar. Tabi burada annenin verdiği sözü tutması çok önemlidir. Anne sözünde durduğu taktirde çocuk iç disiplin de gelişecektir.

Görüldüğü gibi çocukların yemek yeme alışkanlıklarının tek sorumlusu çocuk değildir. Ebeveynlerin, özellikle de annelerin bu konuda bir süre gösterecekleri sabır çocuklarının dirençlerinin kırılmasını sağlayacak ve yemek seçmeyi bırakmalarına, beslenmeyi hayatlarında doğru yere koymalarına yardımcı olacaktır…

Çocuk Gelişimi Uzmanı Ve Aile Danışmanı Derya YILDIRIM

Devamını Oku

Çocuk Bizi Kızdırma Ve Ceza Alma Pahasına Neden Yaramazlık Yapar?

çocuk bizi kızdırma ve ceza alma pahasına neden yaramazlık yapar?
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazen işlerimizin yoğunluğu sebebiyle çocuklarımıza yeterli zaman ayıramayız. Bazı bölgelerde, geleneklere göre, büyüklerin yanında çocuk sevmek ayıp sayıldığı için geniş ailelerde anne babalar çocukları kucaklarına alıp sevgilerini gösteremezler. Çocuk için en önemli manevi ihtiyaç sevgidir. Çocuk sevildiğinden, istendiğinden ve değer verildiğinden emin olmak ister. Şu veya bu sebeple ihmal edilen çocuk anne babasının dikkatini üzerine çekmek ve kendisiyle meşgul etmek için yaramazlık yapar, kuralları çiğner. Bunu yaparken niyeti anne babayı kızdırmak değildir. Niyeti anne babanın sevgisini test etmektir. Aslında sizi kızdıracak davranışlarda bulunmadan önce, soru sormak, hikâye anlatmak, yardım istemek, söze karışmak gibi dikkatinizi çekecek daha masum yollar denemiş, bunlardan netice alamayınca, çoğu zaman bilinçsizce olumsuz davranışlara yönelmiştir.

Çocuklar, deneyerek, anne babalarına istediklerini yaptırmanın yollarını öğrenmede oldukça maharetlidir. Özellikle çarşı-pazarda, misafirlikte, yabancıların yanında, bazı kuralları zorladıklarında anne babalarına söz geçirdiklerini fark ederler.

Disiplin konusunda tutarsız ailelerde bu durum daha sık görülür. İsteği yerine getirilmeyen çocuk yalvararak, ağlayıp sızlanarak, bağırıp çağırarak, tepinerek, yere oturarak tiyatro yapar. Anne baba, görenler ne der, insanlara ayıp olmasın diye, kötü anne baba imajı vermemek için çocuğun isteğini yerine getirir.

Kurallı ailelerde bile çocuklar, kuralın hala geçerli olup olmadığını, kuralı delip delemeyeceğini denemek için olumsuz davranışlarda bulunabilir. Anne babanın tutarlı davranması, oyuna gelmemesi, sinirlenmeden, sevecen bir şekilde kuralı devam ettirmesi sonunda çocuk denemekten vazgeçer.

Çalışan annelerin çocuklarına karşı annelik görevini tam olarak yerine getiremedikleri düşüncesiyle suçluluk duydukları, bu yüzden çocuklarının kaprislerine, inatçılıklarına katlandıkları, onları memnun etmek için aşırı sabır ve gayret gösterdikleri sık rastlanan bir durumdur. Çocuklarda annelerinin ruh halini hissetmekte, anneye karşı kullanmaktadır. Bir annenin çocuğuna ayırdığı süre değil, kalitesi önemlidir. Çalışan bir anne, akşam yemeğinden sonra çocuğuna yarım saat ayırsa, ikisi de bu beraberlikten zevk alsa, yarım saatlik bu beraberlik tartışma ve sürtüşme ile geçen iki saatlik beraberlikten daha değerlidir. Çalışan anneler için suçluluk duygusu bir tuzaktır. Çocuğuna karşı görevlerini yerine getiren çalışan bir anne, suçluluk tuzağına düşmemeli, her anne gibi çocuğunu eğitme ve disipline etme hakkına sahip olduğunu unutmamalıdır.

Hata yapmadan, anne babayı üzmeden yetişen çocuk yoktur. Her çocuk, az veya çok anne babanın tutumuna bağlı olarak hata yapacaktır. Öte yandan mükemmel insan olmadığı gibi, mükemmel anne baba da yoktur. Her insan gibi anne babalar da çocuk eğitilirken hata yapabilir. Eğer çocuğunuz isteği yerine gelmeyince yalvarıyorsa, ağlıyorsa, bu da işe yaramayınca sinirlenip tepiniyorsa, çocuk daha önce deneyerek bu isteğine kavuştuğu içindir ki; aynı yola başvurmaktadır. Eğer çocuğunuz birkaç defa normal ses tonuyla tekrarladığınız halde sözünüzü dinlemiyor, ancak öfkelenip bağırdığınızda ciddiye almayı daha önce yaptığı denemelerden öğrenmiştir. Eğer böyle bir çocuğunuz veya çocuklarınız varsa, disiplin anlayışınızı gözden geçirmeniz ve değiştirmeniz gerekmektedir.

Anne babalar genellikle öfkelenme ortamını kendi tutumlarıyla hazırlar. Bir şeyi gerçekten kastetmeden önce birkaç kere boş sözler sarf edip kendilerini sinirlendirirler. Gerçekten ne istediklerini çocuklarına sinirlenerek iletir, çocukları buna alıştırırlar. Bu çocukların o anki ve gelecekte ki hayatlarına zarar vermektedir. Çocuklarımıza karşı tutumumuzu tekrar ve tekrar gözden geçirmeliyiz..

Çg.Uzm.Derya YILDIRIM

Devamını Oku

Çocuklara Ölümü Doğru Şekilde Anlatmak

çocuklara ölümü doğru şekilde anlatmak
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Ölüm, yaşam döngüsünün kaçınılmaz bir parçası. Kimi zaman uzun bir hastalık sürecinin beklenen bir sonucuyken kimi zaman da hiç beklenmedik bir anda gerçekleşebiliyor. Bu noktada çocuğun, ölümün ne anlama geldiğini bilmese dahi hayatındaki bu kişinin yokluğu ile başa çıkabilmesi için doğru bir yönlendirmeye ihtiyacı var. Ölüm kavramını anlamaya çalışmak çocuklar için ne kadar zorsa, çocukla ölüm hakkında konuşabilmek ve bunu açıklamaya çalışmak yetişkin için de bir o kadar zor.

Çocukların Ölümü Tanımaya Başlaması

Çocuklar biz farkında olduklarını düşünmediğimiz zamanlarda aslında yavaş yavaş ölümü tanımaya başlarlar. Okul öncesi dönem olarak ifade edilen 3-6 yaş arası dönemde çocukların sıklıkla ölüm hakkında soru sormaya başladığı görülür. Çünkü çocuklar bu yaşlarda genellikle en az bir kez sokakta ölmüş bir hayvan görmüş, televizyonda bir ölüm haberi duymuş, bir kitapta ölümden bahsedildiğini dinlemiş ya da oyunlarında ölümü canlandırmış olur. Dolayısıyla ölüm hakkında konuşmalarına fırsat vermek, aslında zihinde henüz sadece adı konmuş ama içi pek dolu olmayan dosyaya sayfalar eklemeyi sağlar. Böylece ihtiyaç duydukları bilgiyi verebilir, onları olası kriz durumlarına hazırlayabilir ve üzgün olduklarında onlara daha kolay eşlik edebiliriz.

Çocuklarla Ölümü Konuşurken Dikkat Edilmesi Gerekenler

  • Çocukların bu konuda konuşmaya istekli ve hazır oldukları zamanlara duyarlı olun.
  • Konuşma girişimlerine açık ve sakin bir yaklaşımla karşılık verin.
  • Söylediklerinin alt metnindeki duyguları (merak, korku, endişe vb.) okuyun ve kabul edin.
  • Kendi zihninizde bu soruya yönelik basit, kısa ve yaşlarına uygun bir cevap hazırlayın.
  • Kendi duygularınızla ilgili dürüst olun.
  • Çocuklar anne-babalarının her şeyi bildiklerini düşünürler ancak siz cevaplayamayacağınız bir soru ile karşılaşırsanız dürüstçe ‘ben bu sorunun cevabını bilmiyorum ama senin için bunu öğrenebilirim’ deyin.
  • Çocukların bu yaş döneminde ölümü geri dönüşü olan ve geçici bir yaşantı olarak algıladığını dolayısıyla oyunlarında kullanabileceğini unutmayın.
  • Her çocuğun duygularını ifade edişi ve duyguları ile nasıl başa çıktığı biriciktir, kendisine özgüdür, ona ihtiyacı olan zamanı verin, her seferinde saygıyla ve dikkatlice dinleyin.
  • Bazen çocukların gerçekten ne sorduklarını “duymak” kolay olmayabilir. Bazen ne sorduğunu anlamak için sorusuna soruyla karşılık vermek gerekebilir. Örneğin ‘anne biz tekrar mutlu olacak mıyız?’ sorusuna ‘sence tekrar mutlu olacak mıyız?’ diye sorarak onu biraz daha konuşmaya teşvik ederek, yaşadığı duygunun derinliğini ve içeriğini daha iyi anlayabilirsiniz.
  • Çocuklar tekrarla öğrenirler. O tekrar tekrar sorarken siz de tekrar tekrar aynı şekilde cevaplayın.
  • Ölüm kelimesini kullanın. Ölen bir kişi için gitti, uyuyor gibi ifadeler kullanmayın, öldü deyin.
  • Ölümü hastalık ya da yaşlılıkla ilişkilendirmeyin. ‘Dünyadaki tüm canlıların bir yaşam süresi olduğunu, yaşam süresi bitince ölündüğünü’ söyleyin.
  • Ölen bir kişinin nereye gittiğini sorarsa “o öldü, ölen kişileri bir daha göremiyoruz ama onlara olan sevgimizi hep hissederiz, istersen birlikte resimlerine bakabiliriz, onunla ilgili konuşabiliriz” diyebilirsiniz (kendi duygularınızla ilgili dürüst olacağınız, özleminizi anlatacağınız önemli anlardan biri)
  • Ölen kişilerin gömülmesi bu yaş grubundaki çocukları zorlayıcı bir bilgidir. Dolayısıyla sorduklarında mezarlıkları ‘ölen kişileri hatırlamak için isimlerini yazdığımız taşların olduğu yerler’ olarak tarif etmek ve çocukları okul öncesi dönemde bir cenaze törenine götürmemek daha uygundur.
  • Çocuk çok hasta olan bir kişiyi görmek isterse burada uygun karar çocuğa, hastaya ve duruma göre değişecektir. Hastane ortamının uygunluğu, hasta kişinin durumu, çocuğun özellikleri iyi değerlendirilmelidir. Telefon etmek ve çocuğun kart ya da mektup yazmak yoluyla iletişim kurması duruma göre tercih edilebilir.
  • Çocuklar yakın bir aile üyesi öldüğünde suçluluk ve öfke duyguları hissedebilirler. Anne-babaların çocuğa sevgi ve ilgilerinin devam edeceğine dair yeniden güven vermeleri gerekir.
  • Çocuklar da yetişkinler gibi yas tutarlar ve yasın evrelerini yaşarlar. Bu konuda bilgi edinin, süreğen davranış ve duygu durum değişimleri için gerekirse uzman desteği alın.
  • Ayrıca ne kadar saklamaya çalışırsak çalışalım bizim ölümle ilgili kendi yaşadığımız duyguların çocuğa geçeceğini unutmayın. Çocuğun en çok hatırlayacağı kendi yaşantınızı ya da duygunuzu onunla nasıl konuştuğunuz, nasıl paylaştığınız olacaktır.
  • Ve EN ÖNEMLİSİ: aslında her sorunun sizin ölüp ölmeyeceğinize ve kendisine ne olacağına dair bir soruyu içerdiğini unutmayın. Bu konuda ona sakince güvence verin “ben yanındayım, buradayım, ben seninle uzun yıllar birlikte olmayı, uzun yıllar yaşamayı planlıyorum” deyin.

Çocuk Gelişimi Uzmanı Ve Aile Danışmanı Derya YILDIRIM

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.