Çocuklar ve Şiddet Konusunda Dikkat Edilmesi Gerekenler
Son günlerde yaşanan okul saldırıları; çocuklar arasında şiddet, akran zorbalığı ve uyum problemlerini yeniden gündeme getirdi. Uzmanlar bu tür olayların yalnızca tekil trajediler olarak ele alınmaması gerektiğini belirtiyor. Bir çocuğun, kendi yaşının çok ötesinde yıkıcı sonuçlar doğuran bir eyleme yönelmesi; bireysel bir olay olmanın ötesinde, toplumsal düzeyde değerlendirilmesi gereken ciddi bir soruna işaret ediyor. Bu olaylar, yalnızca mağdurların hayatında geri dönülmez kırılmalar yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda tüm toplumda derin bir güvensizlik, kaygı ve incinme duygusu oluşmasına da neden oluyor. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı (Çocuk Psikiyatrisi) Bölümü’nden Uz. Dr. Berna Aygün, çocuklarda artan şiddet olaylarının nedenleri ve korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi. Hem çocuk hem de ailelerin güven duygusu zedeleniyorŞiddet olaylarına maruz kalan, tanık olan ya da bu olayları medya aracılığıyla takip eden çocuklar yalnızca fiziksel değil, ruhsal olarak da etkilenmektedir. Dünya, çocuklar için öngörülebilir ve güvenli bir yer olmaktan uzaklaşırken; akran ilişkileri de tehdit algısıyla şekillenmeye başlamaktadır. Aileler açısından ise çocuklarını emanet ettikleri eğitim ortamlarına duyulan temel güven sarsılmaktadır. Bu durum bireysel travmaların ötesine geçerek, toplumsal ölçekte bir kırılganlık yaratmaktadır. Çünkü bir toplum, çocuklarının birbirine zarar verdiği noktada, kendi geleceğine dair en temel değerlerini de kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.Şiddetin ardındaki psikososyal gerçeklikBir çocuğun bu denli yıkıcı davranışlar sergilemesi, yalnızca “ne yaptığı” ile değil, “neyi taşıyamadığı” ile ilgilidir. Çocuk, ifade edemediği, anlamlandıramadığı ve düzenleyemediği yoğun duyguları davranış yoluyla dışa vurur. Bu tür şiddet davranışları; öfkenin yanı sıra utanç, değersizlik ve görünmezlik duygularının da bir yansımasıdır. Çocuk, kendi içinde düzenleyemediği bu duyguları, dış dünyada ve çoğu zaman başkaları üzerinden ifade etmeye çalışır. Bu noktada unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur: Hiçbir çocuk bu ölçekte bir yıkıcılığı tek başına üretmez. Bu tür davranışlar; çocuğun içinde bulunduğu ailevi, sosyal ve kurumsal ilişkiler ağı ile daha geniş toplumsal koşulların bir ürünüdür.Duygularıyla baş başa kalan çocuklar yıkıcı sonuçlara neden olabiliyorGünümüz çocukları, giderek daha fazla uyarana maruz kalırken; aynı ölçüde duygusal olarak desteklenemeyen bir ortamda büyümektedir. Ailelerin ekonomik ve sosyal zorlukları, çocukların duygularını sağlıklı biçimde düzenleyebilecekleri alanları daraltmaktadır. Ebeveynler, öğretmenler ve kurumsal yapılar çocuklar için yeterince erişilebilir ve destekleyici olmadığında, çocuklar duygularıyla baş başa kalmakta; bu durum zamanla birikerek yıkıcı sonuçlara yol açabilmektedir. Bununla birlikte; sosyal eşitsizlikler, eğitim sistemindeki yapısal sorunlar, ruh sağlığı hizmetlerinin yetersizliği ve kamusal alanda şiddetin normalleşmesi gibi faktörler de bu süreci derinleştirmektedir. Bu nedenle çocuk ruh sağlığı, yalnızca bireysel değil, doğrudan bir kamu politikası meselesi olarak ele alınmalıdır.Şiddeti yeniden üreten dilden uzak durulmalı TV ve kamusal dilde şiddet dilinden uzaklaşılmalıBu tür olayların önlenmesi, yalnızca daha fazla denetim ya da cezai yaptırımlarla mümkün değildir. Kalıcı çözüm, şiddeti doğuran koşulların ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bu kapsamda;
- Okullarda duygusal gelişimi destekleyebilecek sistemler geliştirilmeli
- Çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetleri yaygın, erişilebilir ve sürdürülebilir hale getirilmeli
- Aileler ve eğitimciler desteklenmeli
- Travma duyarlı eğitim modelleri geliştirilmeli
- TV ve kamusal dilde şiddetin yeniden üretilmesini engelleyecek sorumlu bir yaklaşım benimsenmeli